Sektörel Rehberler
E-Ticaret Site İçi Arama: "Kırmızı Elbise" Yazan Ne Bekler?
Site içi arama, satın almaya hazır müşteriyi kaybettiğiniz yerdir. Semantik aramanın neyi çözüp neyi çözmediğini, Türkçe'nin zorluklarını ve gerçek maliyeti anlatıyoruz.

Arama kutusu, bir e-ticaret sitesinin en çok kullanılan ama en az bakım gören parçasıdır. Menüde gezinen ziyaretçi hâlâ bakınıyordur. Arama kutusuna yazan ziyaretçi ise kararını çoktan vermiştir, sadece ürünü arıyordur. Yani orada kaybettiğiniz kişi bir ziyaretçi değil, satın almaya hazır bir alıcıdır.
Şimdi somut bir örneğe bakalım. Müşteri arama kutusuna "kırmızı elbise" yazıyor. Bu iki kelimenin arkasında aslında dört ayrı beklenti var: bir kategori (elbise), bir renk filtresi (kırmızı), örtük bir stok şartı (kendi bedeninde olsun) ve söylenmemiş bir bağlam (muhtemelen bir davet, bir düğün, bir gece). Klasik arama motoru bunların yalnızca birincisini görür ve içinde "kırmızı" ile "elbise" kelimeleri geçen ne varsa döker: kırmızı çantalar, elbise askıları, "kırmızı halı" temalı bir koleksiyon.
Bu yazıda site içi aramanın gerçekte nasıl çalıştığını, yapay zeka destekli semantik aramanın neyi çözüp neyi çözmediğini ve Türkçe'de işin neden daha zor olduğunu anlatıyoruz. Hangi sektörde hangi AI uygulamasının işe yaradığına dair genel resmi sektör sektör yapay zeka haritamızda bulabilirsiniz.
"Kırmızı elbise" yazan müşteri aslında ne bekliyor?
Müşteri kelime aramaz, sonuç arar. "Kırmızı elbise" sorgusunun karşılığı, içinde bu iki kelime geçen ürün listesi değil, kendi bedeninde stokta olan, kırmızı tonlarındaki elbiselerin vitrinidir. Arama kutusunun görevi metin eşleştirmek değil, niyeti anlayıp ona uygun bir vitrin kurmaktır.
Bu ayrım pratikte şu farkı yaratır: iyi bir arama, sonuçları getirdikten sonra işini bitmiş saymaz. Sorgudaki rengi otomatik olarak filtreye çevirir, kategoriyi daraltır, tükenmiş bedenleri geriye atar. Müşterinin elle yapması gereken üç tıklamayı kendisi yapar.
Sahada gördüğümüz en yaygın hata da tam burada: mağazalar arama sonucunu bir liste sanıyor, oysa müşteri onu bir vitrin sanıyor. Arama sonuç sayfasında filtre yoksa, sıralama alaka düzeyine göre değil eklenme tarihine göreyse, müşteri o sayfada ortalama birkaç saniye kalıp geri dönüyor.
Klasik arama ile semantik arama arasındaki fark nedir?
Klasik arama kelimeleri eşleştirir, semantik arama anlamı eşleştirir. Klasik motor her ürünü kelimelere böler ve bir dizin tutar; sorgudaki kelime o dizinde yoksa ürün yoktur. Semantik arama ise hem ürünü hem sorguyu sayı dizilerine çevirir, anlamca yakın olanlar bu sayı uzayında birbirine yakın düşer.
Benzetmeyle anlatalım. Klasik arama, kitabın arkasındaki dizin gibidir: aradığınız kelimeyi harfi harfine bilmeniz gerekir. Semantik arama ise mağazadaki deneyimli satış danışmanı gibidir; "yazlık bir düğüne gideceğim, ne giysem" deseniz de ne kastettiğinizi anlar.
Bu, kataloğunuzda "bordo abiye" olarak kayıtlı bir ürünün neden "kırmızı elbise" aramasında hiç görünmediğini de açıklar. Kelime örtüşmesi sıfırdır, anlam örtüşmesi yüksektir. Aynı mantığın kurumsal arşiv tarafındaki karşılığını merak ediyorsanız, vektör veritabanı yazımız bu sayı uzayının nasıl kurulduğunu ayrıntılı anlatıyor.
Önemli bir not: sektör saf semantik aramaya geçmedi, hibrite geçti. Sebebi basit. Semantik arama tam eşleşmede kötüdür. Müşteri ürün kodu yazdığında, marka adı aradığında ya da "XL beden" dediğinde kelime eşleşmesi daha isabetlidir. Bugün piyasadaki büyük arama motorlarının hepsinin hibrit modu sunuyor olması, "yapay zeka klasik aramanın yerini aldı" iddiasının sektör tarafından da reddedildiğini gösteriyor.
Türkçe arama neden İngilizceden daha zor?
Türkçe, arama motorları için İngilizceden belirgin şekilde zor bir dildir ve bunun üç somut nedeni vardır: sondan eklemeli yapı, noktalı ve noktasız i harfi, bir de kullanıcıların Türkçe karakter kullanmadan yazma alışkanlığı. Bu üçü çözülmeden hiçbir arama motoru Türkçe'de düzgün çalışmaz.
Birincisi ekler. "Elbise", "elbiseler", "elbisesi", "elbiseyi", "elbiselik": kök aynı, yüzey biçimi farklı. İngilizce için tasarlanmış basit bir kök bulma yöntemi (sondan -s ve -ing atmak) Türkçe'de hiçbir işe yaramaz. Arama motorunuzun Türkçe dil analizörü açık değilse, "elbiseler" yazan müşteri "elbise" ürünlerini göremez.
İkincisi büyük I sorunu. Türkçe'de i ile ı ayrı harflerdir; i'nin büyüğü İ, I'nın küçüğü ı'dır. Ama yazılımların çoğu evrensel varsayılanı kullanır ve I harfini i'ye çevirir. Sonuç: bazı sorgular eşleşirken bazıları sessizce eşleşmez. Elasticsearch gibi motorlarda bunun ayrı bir Türkçe küçültme filtresi vardır ve varsayılan olarak açık değildir. Sahada en sık atlanan ayar budur.
Üçüncüsü Türkçe karaktersiz yazım. Müşteri mobil klavyede "kirmizi elbise" yazar. Motorun hem ürün adlarını hem sorguyu ASCII karşılığına indirgeyip öyle karşılaştırması gerekir, yoksa iki metin farklı sayılır.
İşin ilginç yanı şu: semantik arama bu üç sorunun ilkini doğal olarak atlar. Anlamla çalıştığı için kelimenin hangi ekle geldiğini umursamaz. Türkiye'de semantik aramanın en güçlü ama en az konuşulan argümanı budur.
Site içi arama dönüşümü gerçekten artırıyor mu?
Bu soruya dürüst cevap şu: muhtemelen evet, ama elimizdeki rakamların çoğu güvenilir değil. Bu alanda dolaşan istatistiklerin neredeyse tamamının kaynağı, arama ürünü satan şirketlerin kendi bloglarıdır. Yani "site içi arama çok değerlidir" iddiasının kanıtını, site içi arama satanlar üretiyor.
Somut örnek verelim. "Arama yapanların yüzde 92'si satın alır" cümlesi onlarca sitede kaynaksız dolaşıyor. Bir e-ticaret sitesinde yüzde 92 satın alma oranı fiziksel olarak mümkün değildir; bu rakam büyük ihtimalle sepete ekleme veya tıklama metriğinin yolda satın almaya dönüşmüş hâli. Benzer şekilde "Amazon'da arama yapanın dönüşümü altı katı" iddiası yıllardır kopyalanıyor ama Amazon böyle bir kırılım yayınlamıyor.
Bir rakam onlarca sitede aynı cümleyle geçiyorsa bu doğruluk kanıtı değil, kopyalama kanıtıdır.
Bu rakamlarda ayrıca klasik bir mantık hatası var: arama yapan kullanıcı zaten niyeti yüksek olan kullanıcıdır. Arama kutusu dönüşümü yaratmıyor olabilir, sadece niyetli müşteriyi görünür kılıyor olabilir. Bu ayrım önemli, çünkü "arama kutusunu iyileştirirsem dönüşümüm altı katına çıkar" beklentisiyle bütçe ayıran mağaza hayal kırıklığına uğrar.
Sektör ortalaması aramak yerine kendi sayınızı ölçün. Kendi mağazanızın sıfır sonuç oranı, sektör ortalamasından kat kat değerli bir veridir ve ölçmesi bedavadır.
Sıfır sonuç problemi: müşteri hiçbir şey bulamayınca ne oluyor?
Sıfır sonuç, aramanın en pahalı hatasıdır. Müşteri o an sadece ürünü bulamamış olmuyor, mağazanın o ürünü satmadığı sonucuna varıyor. Oysa çoğu vakada ürün stokta duruyor, sadece adı müşterinin yazdığı kelimeden farklı.
Burada dikkat edilmesi gereken bir tuzak var. "Semantik arama kurunca sıfır sonuç biter" cümlesi teknik olarak doğru ama pratikte yanıltıcıdır. Vektör arama her sorguya bir şey döndürür, çünkü sayı uzayında mutlaka bir en yakın komşu vardır. Yani sıfır sonuç çözülmez, alakasız sonuca dönüşür. Metrik düzelir, müşteri deneyimi düzelmez.
Doğru yaklaşım şu: sıfır sonuç kayıtlarını haftada bir okumak. Müşterilerinizin yazıp hiçbir şey bulamadığı ilk elli terim, size hem eksik ürünlerinizi hem de eksik kelimelerinizi söyler. Bu liste, satın alabileceğiniz hiçbir yazılımın veremeyeceği bir bilgidir ve hiçbir maliyeti yoktur.
Akıllı arama ne kadara mal olur?
Maliyet iki kalemden oluşur: arama motorunun kendisi ve semantik katmanın sürekli gideri. Hazır servislerde giriş planları aylık yirmi ila kırk beş dolar bandından başlıyor (Ağustos 2026 itibarıyla; fiyatlar sık değişiyor, güncelini kontrol edin). Açık kaynak sürümlerde yazılım bedeli sıfırdır, sunucu ve bakım maliyeti size geçer.
Asıl gözden kaçan kalem ikincisi. Semantik arama için her ürünün ve her sorgunun bir modele gönderilip sayı dizisine çevrilmesi gerekir. Katalog değiştikçe bu işlem tekrarlanır. Klasik kelime aramasında böyle bir gider hiç yoktur. "Yapay zekalı arama" kurmanın sürekli bir aboneliğe dönüşmesinin sebebi budur.
Seçenekler kabaca şöyle ayrışıyor:
- Hazır servisler (Algolia, Typesense Cloud, Meilisearch Cloud): hızlı kurulur, bakım yoktur, fatura arama sayısına ve kayıt sayısına bağlı olarak trafikle birlikte büyür.
- Açık kaynak kendi sunucunuzda (Typesense, Meilisearch, OpenSearch): lisans bedeli yok, sunucu ve arıza sorumluluğu sizde. Küçük ekipte bu, hazır servisten pahalıya gelebilir.
- pgvector: zaten PostgreSQL kullanıyorsanız ek lisans maliyeti olmadan vektör aramayı veritabanınızın içinde kurabilirsiniz. Kelime araması tarafını elle birleştirmeniz gerekir.
Hazır e-ticaret altyapısı kullanıyorsanız (Ticimax, İdeaSoft gibi) harici bir arama motoru bağlama imkânınız paketinize göre değişir. Açık ekosistemlerde (WooCommerce, Shopify, Magento) entegrasyon genelde daha kolaydır. Karar vermeden önce kendi paketinizin entegrasyon listesine bakmakta fayda var.
Küçük bir mağazanın yapay zeka aramaya ihtiyacı var mı?
Çoğu zaman hayır. Beş yüz ürünlü bir mağazada semantik arama, çözdüğü sorundan daha büyük bir maliyet ve karmaşıklık getirir. O ölçekte kazancın büyük kısmı çok daha ucuz üç işten gelir.
Birincisi yazım hatası toleransını açmak. İkincisi eşanlamlı sözlüğü yazmak: "abiye" ile "gece elbisesi", "mont" ile "kaban", "telefon kılıfı" ile "kapak" gibi kendi kataloğunuza özgü eşleştirmeleri elle tanımlamak. Üçüncüsü en çok aranan elli terimi kendi elinizle arayıp sonucu görmek.
Bu üçü bir günde biter ve hiçbiri yapay zeka gerektirmez. Semantik katman, bunlar bittikten sonra hâlâ kaçırdığınız sorgular varsa anlamlıdır. Ürün metinlerinizin arama tarafındaki kalitesini nasıl yükselteceğiniz konusunda ürün açıklaması yazımız da işinize yarar; arama motorunun eşleştirebileceği kelimeler oradan gelir.
Aramanın işe yarayıp yaramadığını ölçmek için üç sayı yeterlidir: sıfır sonuç oranı, arama sonrası tıklama oranı ve arama yapan ziyaretçinin dönüşümü ile yapmayanınki arasındaki fark. Üçü de standart analitik araçlarında kurulabilir.
Arama sonuç sayfaları Google'da indekslenmeli mi?
Kısa cevap: hayır. Site içi arama sonuç sayfaları arama motorlarına kapatılmalıdır. Bunlar her sorgu için ayrı bir adres üreten, içeriği değişken ve çoğu zaman birbirinin kopyası olan sayfalardır. İndekslenmelerine izin vermek, sitenizde binlerce düşük değerli sayfa yaratır.
Bu, site içi aramanın SEO'ya faydasız olduğu anlamına gelmiyor. Fayda dolaylı gelir ve iki koldan işler. Birincisi, arama kayıtlarınız müşterilerinizin ürünlerinizi hangi kelimelerle aradığını size doğrudan söyler; bu, kategori sayfası ve ürün açıklaması yazarken elinizdeki en gerçek anahtar kelime kaynağıdır. Reklam panellerinden gelen tahminlerden farklı olarak bu kelimeleri size zaten müşteriniz yazmıştır.
İkincisi, aramanın iyi çalışması ziyaretçinin sitede kalma süresini ve sayfa derinliğini artırır. Bunlar doğrudan sıralama faktörü değil ama arama sonuçlarından gelen ziyaretçinin memnun ayrılıp ayrılmadığıyla ilgili sinyaller üretir.
Örnek: 3.000 ürünlü bir mağazada hesap nasıl işler?
Arama yatırımının değeri sektör ortalamalarıyla değil kendi trafiğinizle hesaplanır. Aşağıdaki örnek dışarıdan alınmış hiçbir rakam içermiyor; kendi analitiğinizden çekebileceğiniz dört sayıya dayanıyor: aylık ziyaretçi, arama kutusunu kullanan oran, sıfır sonuç oranı ve arama yapanların dönüşümü.
Diyelim ki 3.000 ürünlü bir giyim mağazanız var ve ayda 40 bin ziyaretçi alıyorsunuz. Analitiğinizde ziyaretçilerin yüzde 15'i arama kutusunu kullanıyor görünüyor, yani ayda 6.000 arama oturumu. Arama kayıtlarınızda sıfır sonuç oranı yüzde 14 çıktı: 840 oturum hiçbir şey bulamadan bitiyor.
Bu 840 oturumun dönüşümü tanımı gereği sıfırdır. Eşanlamlı sözlüğü ve yazım hatası toleransıyla bunların yarısını kurtardığınızı varsayalım, 420 oturum eder. Arama yapan ziyaretçilerinizin dönüşümü yüzde 4 ise bu, ayda yaklaşık 17 ek sipariş demek. Ortalama sepetiniz 900 TL ise aylık 15 bin TL, yılda 180 bin TL.
Hesabın asıl değeri sonucunda değil, kurgusunda. Aynı tabloyu kendi dört sayınızla doldurduğunuzda çıkan rakam, hangi çözüme ne kadar bütçe ayıracağınızı doğrudan söyler. Yıllık kazanç 180 bin TL çıkan bir mağaza için aylık kırk beş dolarlık bir arama servisi tartışma konusu bile değildir. Aynı hesap 12 bin TL çıkıyorsa eşanlamlı sözlüğünü elle yazıp orada durmak daha akıllıcadır.
Peki siz ne yapmalısınız?
- Önce ölçün, sonra harcayın. Son otuz günün sıfır sonuç listesini çıkarın. Bütçe kararını bu listeye bakarak verin, sektör ortalamalarına bakarak değil.
- Türkçe testini elle yapın. Kendi sitenizde şu dört çifti arayın: "elbiseler" ile "elbise", "kirmizi" ile "kırmızı", "ILIK" ile "ılık", bir de ürün kodunuz. Farklı sonuç veren her çift, düzeltilecek bir ayardır.
- Ücretsiz kazanımları tüketin. Yazım hatası toleransı, eşanlamlı sözlüğü ve arama sonucunda filtre gösterimi. Bunlar bitmeden semantik aramaya bütçe ayırmayın.
- Sıfır sonuç sayfasını boş bırakmayın. Müşteriye en çok satanları, benzer kategorileri ya da bir iletişim kanalı gösterin. Boş sayfa, kapalı kapıdır.
- Semantik katmana geçerken hibrit kurun. Ürün kodu ve marka aramalarının kelime eşleşmesiyle çalışmaya devam ettiğinden emin olun.
Arama kutusu, mağazanızda müşterinin size ne istediğini kendi kelimeleriyle söylediği tek yerdir. Çoğu mağaza bu cümleleri hiç okumuyor. Okumaya başlamak, hangi arama motorunu kurduğunuzdan daha çok işinize yarayacak. Kataloğunuz büyükse ve sorgu kayıtlarınız bir şey söylüyorsa, oradan sonrasını konuşmak kolay.

Yazan
Muhammet Fatih Batman
Kurucu & Editör
Web tasarım ve yazılım geliştirmede 20 yılı aşkın deneyime sahip, YZ Uzman'ın kurucusu.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!